Terör Eylemlerine Yönelik Doğru İstihbarat İçin Nitelikli Haber Elemanlarına İhtiyaç Var.

Dr. Erhan Canikoğlu

Türkiye’de istihbarat ile ilgili yeterli literatür ve bilimsel üretimler bulunmuyor ve istihbarat, genellikle casusluk faaliyeti olarak algılanmaktadır.  Oysa istihbarat, toplama yöntemi olarak casusluk ve araştırma, üretimde ise analiz ve sentez faaliyetlerini içeren bilimsel bir çalışmadır. Türkiye’de yaygın kanaatleri değiştirme çabasına naçizane bir katkı sunmak adına, Dr. Erhan Canikoğlu ile genel olarak istihbarat üretimi, terör ve istihbarat ve politika ilişkisi üzerine ayrıntılı bir mülakat gerçekleştirdik.

Dr. Erhan Canikoğlu; MGK’nın Dış Politika’daki Rolü teziyle yüksek lisans, Rusya’nın Yakın Çevre Politikası teziyle doktora derecesi aldı. Rusya, Yunanistan ve Irak’ta dış görevlerde bulundu. İstihbarat ve İstihbarata Karşı Koyma konularında uzman ve yönetici olarak çalıştı. IntelTurk adlı sitesinde Türkiye’nin istihbarat ve İKK konularında yaşadığı sorunlar ve çözüm önerilerine ilişkin yazılar yazmakta; 21.YYTE ve Siber İstihbarat Akademisi bünyesinde düzenlenen eğitim programlarında İKK, Koruyucu Güvenlik, Rus İstihbarat Servisleri Tarihi ve Kuzey Kafkasya’daki Ayrılıkçı Hareket konularında dersler vermektedir.

HMÖ- MI5 Karşı casusluk biriminde uzun yıllar çalışan Peter Wrigt; bir değerlendirmesinde, polis istihbarat birimlerinin aldığı eğitimden dolayı olaylara siyah ve beyaz olarak baktığını, diğer istihbarat birimlerinin daha gri alanları da dikkate alarak çalıştıklarını, bir hedefe ulaşmak için gerekirse yıllarca iz sürdüklerini ifade eder. Bu bağlamda Türkiye’de terörle mücadele konusunda çalışan polisin ve Milli İstihbarat Teşkilatı’nda çalışan personelin kafa yapısı nasıldır, olayları nasıl ele alırlar veya almalıdırlar?

EC- Ülkenin genel emniyet ve asayişinden İçişleri Bakanlığı sorumlu olup, Bakanlık bu sorumluluğunu Emniyet Genel Müdürlüğü ve Jandarma Genel Komutanlığı ve ilgili diğer kurumlarla yerine getirmektedir. Polis idari, adli ve güvenlik alanlarında görev, yetki ve sorumluluk sahibidir. Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu ile Emniyet Teşkilatı Kanunu polisin görev, yetki ve sorumluluklarını açıkça ortaya koymaktadır. Polisin temel görevi güvenliği sağlamak, suçu önlemek ve olayları aydınlatmaktır. 1985 yılında 2559 sayılı kanuna eklenen  maddeyle münhasıran MİT’e ait olan casuslukla mücadele dışındaki alanlarda polise de istihbarat yapma yetkisi verildi. Böylece Polis teşkilatı anayasal düzene ve genel güvenliğe ilişkin olarak önleyici ve koruyucu tedbir almak, emniyet ve asayişi sağlamak için ülke genelinde istihbarat yapmaya başladı.

Aynı şekilde Jandarma Teşkilatı da kendi sorumluluk alanı içerisinde emniyet ve asayişin sağlanması, suçların ortaya çıkarılması, işlenmiş suçlarda faillerin tespiti ve yakalanması amacıyla istihbarat toplama, diğer istihbarat ve kolluk birimleriyle işbirliği yapma ve bilgi paylaşımında bulunma imkanına sahiptir.

Ancak her iki kuruluş istihbaratı güvenlik ve kolluk kuvveti anlayışı ile icra etmektedir. 

MİT ise stratejik istihbarat, terörle mücadele, dış güvenlik, İKK ve daha özelde karşı casusluk konularında herhangi bir coğrafi sınırlama olmaksızın istihbarat yapmakta, devlet düzeyinde milli güvenlik istihbaratını oluşturmakta, devletin güvenliğine, anayasal düzenine, milli gücünü oluşturan unsurlarına yönelik içten ve dıştan kaynaklanabilecek her türlü tehdide karşı faaliyet göstermektedir. Dolayısıyla MİT tehdide daha stratejik düzeyde bakmakta, kolluk kuvvetlerinden farklı olarak terör örgütlerinin yanı sıra onları destekleyen güç odaklarını, servisleri, küresel ve bölgesel dinamikleri, iç ve dış faktörleri bir bütün olarak ele almakta ve bunlara yönelik çalışmaktadır. Kurumların personeli arasında vizyon, düzey ve bakış açısı farklılığı bulunmaktadır.

HMÖ- Terörle mücadelede, istihbarat üretim çarkı nasıl işler? İstihbarat üretiminde karşılaşılan hatalar ve aksaklıklar nelerdir?

EC- İster stratejik istihbarat alanında olsun, isterse terörle mücadele veya karşı casusluk alanında olsun, istihbarat üretimi aynı safhalardan oluşmaktadır. Müşterinin istihbarat ihtiyacı, planlama, operasyon, haber toplama, haber değerlendirme ve analiz, raporlama ve yayma çarkın ana parçalarını oluşturmaktadır. MİT, stratejik istihbarat ve karşı casusluk konularında bağımsız şekilde çalışırken terörle mücadele konusunda icra yetkisi bulunan kolluk kuvvetleriyle mahalli düzeyde işbirliği yapmaktadır. Ülkemizde bir dönem terörle mücadelede en fazla şikayet edilen konu bir haber kaynağının bir  anda birkaç güvenlik ve istihbarat servisine hizmet etmesiydi. Zira bu durumda hem servisler birbirlerinden habersiz olarak aynı kişiden aynı bilgileri alıyor, hem kaynağa iki ya da üç kurum tarafından ödeme yapılıyor, böylece devletin bütçesi israf ediliyor, hem de farklı kaynaklardan haber alındığı sanılarak bilginin teyid edildiği düşünülüyordu.

Bir başka sorun terör örgütleri içerisinde nitelikli haber kaynağı bulunması konusunda çekilen zorluklardı. Örgüt içinden iyi haber veren kaynak olmadığı takdirde terörle mücadelede başka ülkelerden bilgi istemek veya salt güvenlik tedbirleriyle yetinmek zorunda kalınır. Türkiye’nin PKK’ya yönelik mücadelesinde Suriye’de PYD/PKK ile işbirliği yapan ABD ile bilgi paylaşımı anlaşması yapması, bölgesinde lider ülke olmaya soyunan, her türlü dış gelişmede rol oynayacağını deklare eden, dünyanın herhangi bir köşesinde mazlumların yanında olacağını iddia eden bir siyasi iradeye maalesef yakışmamaktadır.

HMÖ- Türkiye’de terörle mücadele konusunda üretilen istihbaratın, uygulamaya dönüşme sürecinde yaşanan yapısal problemler nelerdir? Kamuoyuna yansıyan bilgilere göre MİT’in birçok olay ile ilgili istihbaratı kolluk kuvvetlerine ilettiği ancak olayların engellenemediği söyleniyor. Kurumlar arası koordinasyon sorunu mu yaşanıyor, yoksa daha derinde başka sorunlar mı var?

EC- İstihbaratın operasyonel boyuta taşınmasında iki önemli nokta bulunmaktadır. Birincisi haberin doğruluğu ve tamlığı, ikincisi ise zamanında elde edilmesi ve ilgili makamlara ulaştırılmasıdır.

Terör örgütünde eylem kararı veren düzeyde ya da eylemi gerçekleştirecek grup içerisinde bir haber kaynağı varsa, bu kaynak eylemin ne zaman, nerede, kim veya kimlere karşı, kaç kişiyle, ne şekilde icra edileceğini bildirir. Böylece gerekli tedbirler alınarak hem eylemin gerçekleştirilmesi önlenir ve teröristler yakalanır, hem de eylemin devlet ve vatandaş üzerindeki menfi sonuçları bertaraf edilir. Devlet terör örgütüne karşı psikolojik üstünlük sağlarken vatandaşın da devlete olan güveni artar. 

15 Temmuz (2016) sonrasında medyaya yansıyan bilgilerden TSK ve polis içine sızmış bazı unsurların terörle mücadele istihbaratını kasıtlı olarak dikkate almadıkları, eylemleri bilerek engellemedikleri ileri sürülüyor. Kamuda her şey kayıt altında olduğu için bu konunun yapılacak bir incelemeyle ortaya çıkarılması mümkündür. Bununla birlikte istihbarat servisleri bazen tehdidin önemi sebebiyle bilgi eksik olsa da üzerinden sorumluluğu atmak için kolluk kuvvetlerine zamanı ve yeri belli olmayan eylem istihbaratına ilişkin bilgi ve notlar ulaştırmaktadırlar. Eksik istihbari bilgiler ve sürekli tekrarlanan ihbarlar kolluk kuvvetlerinin dikkat ve konsantrasyonunda azalmalara yol açmaktadırlar. Türkiye’nin işbirliği içinde olduğu kimi istihbarat servisleri de sık sık failleri, yeri ve zamanı belli olmayan eylemler hakkında genel ifadeler içeren ihbar notlarıyla MİT’i meşgul etmekte, iş gücü ve konsantrasyon kaybına neden olmaktadır.

HMÖ- Hedef terör örgütüne yönelik mücadelede stratejik planlamayı kim yapar? İstihbarat servislerinin ürettiği bilgi siyasi karar alıcılar tarafından ne kadar dikkate alınıp politikaya dönüşür? Türkiye özelinde baktığımız zaman güvenlik birimlerinin politika yapım sürecindeki rolü nedir?

EC- Öncelikle Türkiye’nin iç, dış ve askeri tehdit unsurlarını sıralandığı ve bunlarla nasıl mücadele edileceğini ortaya koyan Milli Güvenlik Siyaset Belgesi, ilgili sivil ve askeri kurumların önerileri ve MGK’da alınan tavsiye kararlarının ardından Bakanlar Kurulu tarafından onaylanarak yürürlüğe girmektedir.

Geçmişte Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği, kamu kurum ve kuruluşlarının milli güvenlik konusunda yürüttükleri faaliyetlerin eşgüdümünü sağlamaktaydı. Her kurum kendi görev ve sorumluluk alanı içerisinde milli güvenlik konusunda terörle mücadele dahil olmak üzere üzerine düşen görevi yerine getirmekteydi.

Son yıllarda İçişleri Bakanlığı’na bağlı Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı kuruldu. Açıkçası vatandaş bu kurumun kamu düzeni ve güvenliği açısından neler yaptığını merak ediyor.

Elbette devletin tehdit algılaması, terör örgütlerinin saptanması ve bunlarla mücadelede öncelikli görev ve sorumluluk hükümete aittir. Hükümet bu görevini bakanlıklar ve bağlı kuruluşlarla icra etmektedir. Son yıllarda gerçekleştirilen anayasal ve yasal değişikliklerle terörle mücadelede askerlerin rolü azaltılarak polis daha fazla ön plana çıkarıldı.

Bu günlerde terör deyince akla PKK, IŞİD ve Fethullahçı Terör Örgütü geliyor. Hükümet geçmişte uzun süre PKK ile mücadele yerine müzakere stratejisini benimsemişti. Fethullahçı Terör Örgütü olarak nitelendirilen kişiler ise, 17-25 Aralık 2013’e kadar partiler içerisinde kendisine yer bulmuş siyasilerden, sivil ve askeri bürokraside kritik görevlere getirilen kadrolardan, ekonomik ve ticari alanda söz sahibi olan işadamlarından destekçiler devşirmekteydi.

Bir dönem siyasi iktidar vasıtasıyla devletin en kritik makamlarına getirilen kişiler 15 Temmuz sonrasında tasfiye edilmekteler.

Ancak son günlerde Fethullahçı Terör Örgütü’nün en önemli makamlarında bulunan kişilerin serbest bırakıldığını, buna karşın Atatürkçü, laik ve demokratik kişilerin gözaltına alındığına da şahit oluyoruz. Bu da Fethullahçı Terör Örgütü ile mücadelenin iktidar partisinin herkesçe bilinen açmazları sebebiyle sağlıklı yürütülemediğini, bürokraside ve yargıda bulunan kripto örgüt mensupları ya da sempatizanları sayesinde mücadelenin sulandırıldığını gösteriyor.

Fethullahçı Terör Örgütü’nün en ayırt edici özelliği ise silahlı terör örgütlerinden farklı olarak kendine has yöntemlerle emperyalist çıkarlara hizmet etmesidir. Siyasi iktidarın, istihbarat servislerinin ve Genelkurmay Başkanlığı’nın bu konudaki uyarılarını uzun yıllar dikkate almadığı kamuoyuna yansıyan haber ve belgelerle açığa çıkmıştır. Bu örnekten hareketle istihbarat servislerinin bilgi, rapor ve analizlerinin politika yapım sürecinde ve siyaset belgelerinin hazırlanmasında gerektiği şekilde dikkate alınmadığı anlaşılmaktadır.

HMÖ- Ülkemizde istihbaratın politikleştiğine dair yorumlar var, ancak güçlü kurumsal alt yapısı olan CIA, MI6 gibi servislerde, örgütlerin siyasi karar alıcıları etki altına aldığı ve politika yapımında aktif rol aldığı biliniyor. Bu bağlamda istihbarat servisleri ile karar vericiler arasındaki ilişki nasıl olmalıdır?

EC- Bu konuda en güncel örneklerden biri ABD’de yaşanıyor. Başkanlık seçimlerinde FBI’nin Demokrat Parti adayı Hillary Clinton’un Dışişleri Bakanlığı döneminde özel elektronik hesabından gizli belgeleri alıp-göndermesine ilişkin inceleme başlatması, CIA’nin Rusya’yı seçimleri manipüle etmekle suçlaması istihbarat ve güvenlik servislerinin siyasi rekabette nasıl ön plana çıkarıldıklarını göstermektedir.

FBI Başkanı başlangıçta Clinton’un özensiz davrandığını belirterek soruşturma açılmasına gerek olmadığını söylemiş, ancak daha sonra Clinton’un asistanının eşi hakkında yürütülen bir başka soruşturmada ailenin özel bilgisayarında Clinton tarafından gönderilen çok sayıda resmi elektronik posta ortaya çıkınca FBI bu kez soruşturma başlatmıştı. Bu süreçte Hillary Clinton’un sorumlu olduğu güvenlik ihlalleri kamuoyu nezdinde güven kaybına ve bağlantılı olarak oy kaybına yol açmıştır.

ABD’nin 2003 yılında Irak’a gerçekleştireceği askeri harekatı meşrulaştırmak için servislerin dışında özel kanallar ve platformların oluşturulduğu ortaya çıkmıştır. Bu bağlamda ABD’de lobilerin karar süreçlerine etkisinin servislerden daha fazla olduğu, siyasilerin servislerin sağladığı bilgilerden amaçlarına uygun olanları kullandıkları anlaşılmaktadır. Irak’ta Kitle İmha Silahı olmadığını teyid eden bir CIA mensubu savaş yanlısı şahinler tarafından demaske edilmiştir.

Türkiye örneğine bakarsak, MİT’in 2937 sayılı kanunun 4. maddesinde sıralanan anayasal düzenin sağlanması ve devlet çapında milli güvenlik istihbaratı oluşturulması görevlerinden ziyade siyasal iktidarın sekretaryası gibi faaliyet gösterdiği kanaati mevcut. MİT Müsteşarlığına dışarıdan emekli bir askerin atanması iktidarın MİT’e bakış açısının nasıl olduğunu göstermekteydi. Nitekim bu dönemde MİT’e dışarıdan çok sayıda ehliyetsiz, yetersiz ve donanımsız kişi alındı. Asıl ilginç olan ise MİT’in en önemli birimlerinden olan Elektronik İstihbarat Başkanlığına (Daha sonra Sinyal İstihbarat Başkanlığı’na dönüştürüldü), Fethullahçı Terör Örgütü’nün en önemli üyeleri arasında gösterilen bir polis müdürünün atanmasıydı. Nitekim bu kişi daha sonra ihraç edilerek hapse atıldı. Yine bu dönemde MİT’in üst yönetim kademesine dışarıdan Fetö bağlantıları bulunan kişiler atandı.

MİT’teki mezkur kadrolaşma  Türkiye’nin milli güvenliğinin ve anayasal düzeninin neden böylesine tehdit altına girdiğini açıkça ortaya koymaktadır.

İstihbarat servisleriyle karar vericiler arasındaki ilişki kesinlikle Türkiye örneğinde deneyimlediğimizden farklı olmalıdır. Bu konuda ABD Başkanı Donald Trump ile eski FBI Direktörü James Comey arasındaki diyaloğu hatırlayalım. Trump, Comey’den kendisine sadakat göstermesini isterken, muhatabı ancak görevini dürüstçe yerine getirebileceğini söylemiştir. İşte bir devletin milli güvenliğinden sorumlu bürokrata yakışan tam da budur.

HMÖ- Terörle mücadelede istihbarat servislerinin hedef örgütün ürettikleri tehditlere göre çalışması, servisleri simetrik davranmaya itmez mi? Yani örgütün yarattığı tehdit doğrultusunda çalışmak, stratejik bir zaaf yaratmaz mı?

EC- Terörle mücadele her geçen gün daha farklı niteliğe dönüşmektedir. Ulaştırma, iletişim, bilişim ve teknoloji alanında yaşanan gelişmeler, devletler arasında rekabetin artması terör örgütlerine yeni fırsatlar sunmaktadır. Terör örgütleri kendi inisiyatifleriyle eylem yapan bağımsız yapılar olarak görülürse farklı, küresel ve bölgesel rekabetin uzantıları olarak görülürse farklı mücadele stratejileri gerekeceği açıktır. 

PKK’nın bir dönem Türkiye’nin güneydoğusunda yaşayan Kürt kökenli vatandaşların demokratik taleplerini kuvvet kullanarak kabul ettirmeye çalışan bir örgüt olarak görülmesi, geçmişte yaşanan Habur skandalı, Milli Birlik ve Kardeşlik Projesi ve Kürt Açılımı gibi projelerin ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Sonuçları ise ibretlik şekilde ortadadır. Halbuki PKK’yı Ortadoğu coğrafyasında, Marksist-Leninist ideoloji maskesini kullanan, esasında küresel emperyalizme hizmet eden, bu amaçla her türlü sınır aşan örgütlü suçları işleyen, eli kanlı bir terör örgütü olarak görmek ve PKK ile mücadeleyi arkasındaki güç odaklarını dikkate alarak yapmak gerekir.

HMÖ- Eski Emniyet İstihbarat Dairesi Başkanı Sabrı Uzun’un bir televizyon kanalında verdiği demeçte; ”Demokratik ülkelerde hedef örgütlere %30 kadar sızılması halinde operasyon yapılmalıdır. Çünkü örgüte yönelik sızma bu oranı geçmesi halinde örgütü, fiilen yönetir hale gelinir” ifadesi teknik olarak ne anlama geliyor ve bu oran nasıl belirleniyor? Operasyon yapılması halinde hedef örgüt içindeki elemanlar nasıl korunur? Ayrıca bu bakış açısı istihbarat servislerini eleman temini konusunda sıkıntıya sokmaz mı?

EC- Bu ifade Emniyet ile MİT arasında istihbari bakışın farklılığını göstermektedir. Polis Teşkilatı, istihbaratı, asayiş, güvenlik ve suçun önlenmesi bağlamında ele almaktadır. MİT ise daha stratejik düzeyde milli güvenlik ve anayasal düzene dönük tehdit olarak görmektedir. MİT sadece terör örgütü ile değil onun arkasındaki güç odaklarıyla, servislerle ilişkilerini tespit edip bunları manipüle etmeye, karşı tedbirler almaya çalışmaktadır. Polis ve Jandarma birimleri herhangi bir teröristin yakalanması, bir terör eyleminin önlenmesi veya eylemin faillerinin ele geçirilmesine odaklanırken, MİT, tehdide daha geniş bir perspektiften bakmaktadır.

Örgütün yönetim kadrosu ağırlıklı olarak istihbarat servislerinin denetimi altına girerse bu kez operasyon yapmak yerine o örgütü farklı coğrafyalarda ulusal çıkarlara uygun faaliyetlere yönlendirmek, geçmişte arkasında olan devletlere karşı kullanmak mümkün olabilir. Geçmişte yakalanan ve yargıya sevk edilen terör örgütü üyeleri arasında istihbarat servislerinin muhbirleri de bulunmaktaydı. Bunlara daha kısa süre ceza verilmesi de dahil çeşitli koruma tedbirleri uygulanabilir.

HMÖ- KCK operasyonları yapıldığında MİT ile teması olan haber elamanlarının suç işleyip işleyemeyeceği sıkça tartışıldı. Hedef örgüt içindeki haber elamanları kendilerini gizlemek için suç işleyebilir mi nasıl davranır/davranmalıdır? Buna bağlı olarak kaynak yöneticisi, yönettiği kaynakların suça bulaşmaması ama aynı zamanda düzenli bilgi akışı için neler yapmalıdır?

EC- Demokratik bir hukuk devletinde hiç kimse suç işleme özgürlüğüne sahip değildir. Hiçbir istihbarat memurunun, örgüt içindeki kaynağına suç oluşturan bir fiili gerçekleştirme talimatı vermesi beklenmemelidir. Ancak memurlar bazen kaynağın örgüt içinde demaske (deşifre) olmasını önlemek için “protesto eylemine katılma, afiş asma, bildiri dağıtma, para toplama, molotof kokteyli atma” gibi kimi eylemlere katılmasına göz yumabilir.

Hangi alanda faaliyet gösterirse göstersin istihbarat memurlarıyla kaynakları arasında uygun haberleşme kanalları tesis edilir. Bu konuda belirli bir standart oluşturulması mümkün değildir. Zira her gizli faaliyet, istihbaratçı-kaynak ilişkisi kendi koşulları içinde değerlendirilir.

HMÖ- İntihar eylemcilerini tespit etmek ve terör örgütlerinin eylem hücrelerine sızmanın çok zor olduğu söylenir. Bu hedeflerin tespiti ve eylemlerin engellenmesi söylenildiği gibi zor mu? Özetle, yaşadığımız terör olayları imkânsızı başaramamamızın bir sonucu mu, yoksa bir istihbarat zafiyeti mi söz konusu?

EC- Herhangi bir terör eylemi bir anda meydana gelmez. Eylemler, örgüt yöneticilerinin eylemde bulunacak kişilere, gruplara veya aracılara talimat vermesi, gizli haberleşme, eyleme hazırlanma, eylem yerinde keşif yapma, eylemde kullanılacak silah, bomba ve diğer malzemelerin temin edilmesi, taşınması, depolanması, eylem yeri ve zamanının kararlaştırılması ve eylemin gerçekleştirilmesi gibi çeşitli süreçleri içermektedir.

İstihbarat servisleri terör örgütlerinin her kademesine ve faaliyetlerinin her safhasına sızmayı hedeflemektedir. Öte yandan güvenlik servisleri ve kolluk kuvvetleri ise çeşitli koruyucu güvenlik tedbirleriyle, önleyici tedbirlerle, kontrol ve denetimlerle, vatandaşın bilinçlendirilmesi ve bir güvenlik kültürü oluşturulması yönündeki çabalarla terör eylemlerine karşı caydırıcı tedbirleri almaktadır.

Bir devlet hasımlarını objektif kriterlerle belirlediği takdirde kime ve neye karşı, nasıl mücadele edeceğini de belirlemiş olur. Terörle mücadele stratejik devlet zekâsı açısından imkansızı başarma değil, liyakatlı kadrolarla, kurumlar arası eşgüdüm sağlanarak ve kamuoyunda farkındalık yaratılarak, en önemlisi ise siyasi iradeye güvenilerek sonuç alınacak bir faaliyet alanıdır.

HMÖ- İstihbarat ve İKK konularında teorik ve pratik alanda tecrübeli bir isim olarak, Türkiye’nin terörle mücadele konseptinde var olan aksaklıklar ile ilgili neler söylemek istersiniz? Türkiye’nin kurumsal olarak sadece terörle mücadelede yer alacak bir yapılanmaya ihtiyacı var mı, varsa bu kurum nasıl teşkilatlandırılmalıdır?

EC- Öncelikle Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nda belirtilen devletin niteliğine uygun, yani çağdaş, demokratik ve laik bir hukuk devleti olarak, kurucu iradeye sadakat gösterilerek, Türkiye’nin modern dünyada bugün ve gelecekte olması gereken yeri ve milli gücünün sınırları dikkate alınarak ayakları yere basan dış ve milli güvenlik politikaları belirlenmelidir.

Türkiye’nin son dönemde başta İçişleri Bakanlığı’nın çabaları olmak üzere PKK özelinde terörle mücadelede başarılı olduğu gözlemlenmektedir. Ancak IŞİD ve uluslararası dinci terör konusunda hala yapılması gereken çok şey bulunmaktadır.

Öte yandan Fethullahçı Terör Örgütü’ne yönelik sürdürülen operasyonların kamu vicdanını yaralayan yönleri olduğu ortaya çıkmaktadır. Gerçekten örgütsel faaliyette bulunan kişilerle mücadele edilmelidir. Örneğin bir dönem kamuda terfi etmek için Fetö’cü olduğunu deklare eden, çocuklarını Fetö’nün okullarına gönderen, Fetö’cü bilinen siyasilerle yakın çalışan kimi memurlar halihazırda  istihbarat ve güvenlik kuruluşlarının üst makamlarını işgal ediyor olabilir.

Geçmişte Dışişleri Bakanlığı, Genelkurmay Başkanlığı ve MİT kamu kurumları arasında ortalamanın üzerinde bir kapasiteye sahip olmuş; hükümete dış politika, savunma, güvenlik ve istihbarat konularında son derece faydalı hizmetler vermiştir. Ancak günümüzde bu kurumlar da hızla siyasetin el attığı diğer bürokratik kurumlara benzemeye başlamıştır. Terörle mücadelede başarılı olunması için yapısal değişiklikler değil, liyakatli kadroların objektif olarak belirlenmiş tehditlere karşı, iktidarın güçlü iradesi ve kamuoyunun desteğiyle bütüncül bir strateji çerçevesinde ve kurumlar arası eşgüdüm içinde çalışmaları yeterli olacaktır.

Not: Bu röportaj ilk olarak Ocak Medya’da yayınlanmıştır.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s