Adana Mutabakatı vurgusu ne anlama geliyor?

Ortadoğu Analisti Hasan Mesut Önder, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Moskova ziyaretinde Rusya lideri Putin tarafından gündeme getirilen Adana Mutabakatı hakkında yazdı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Putin ile görüşmesinden sonra Suriye meselesi ile ilgili Adana Mutabakatı’na vurgu yapması dikkatleri bu anlaşmanın ne olduğuna çevirdi. Bu mutabakatın ne olduğu, bu sürece nasıl gelindiğini ele almadan bu vurgunun anlaşılması mümkün değildir. Adana Mutabakatı, Öcalan’ın Suriye’den çıkarılmasından sonra, Suriye’nin PKK terör örgütüne sağladığı desteği kesmesi ve terör konusunda Türkiye ile işbirliği yapmasını öngörmektedir. Mutabakat öncesinde PKK’nın Suriye’nin çeşitli bölgelerinde 30’a yakın kampı bulunuyordu ve Abdullah Öcalan Şam’da sabit ikametgâhında, Suriye rejiminin korumasında faaliyetlerini yürütüyordu. Adana Mutabakatı’na giden süreçte Genel Kurmay, dönemin hükümeti ve ilgili kurumlarla eşgüdüm içerisinde hareket etmiş ve Öcalan’ın Suriye’den çıkarılması konusunda başarılı sonuç elde etmiştir. Mutabakata giden süreç kronolojik olarak şu şekilde gerçekleşmiştir: 

  • 23 Ocak 1996 yılında Türkiye, Öcalan’ın kaldığı ev dahil bütün faaliyetleri ve Suriye rejiminin örgütle olan ilişkilerini kapsayan, ayrıntılı bir nota verdi. Ancak Suriye rejimi bu uyarıyı dikkate almadı. 
  • 23 Haziran 1998 yılında PKK unsurları Lozan Anlaşması’nın yıldönümünde, anlaşmanın revize edilip Türk-Kürt federasyonunun kurulması gerektiğini vurgulayan bir konferans tertip etti. 
  • 23 Temmuz 1998 yılında dönemin başbakanı Mesut Yılmaz, Hatay’ın Türkiye’ye katılışının 59. yıldönümünde, Antakya’da yaptığı konuşmada Suriye rejimini sert bir biçimde uyarıyor. 
  • 16 Eylül 1998 yılında dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı, Atilla Ateş, Genel Kurmay Başkanı Hüseyin Kıvrıkoğlu ile birlikte planlayarak, Hatay’ın Reyhanlı ilçesinde Suriye’ye savaş tehdidinde bulundu. 
  • 30 Eylül günü toplanan Milli Güvenlik Kurulu’nda, Suriye’ye ekonomik yaptırımlar ve savaş seçeneği dâhil her türlü olasılık gündeme getiriliyor. 
  • 1 Ekim tarihinde Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel meclis açılış konuşmasında Suriye rejimini tekrar uyarıyor. 
  • Türkiye, Suriye rejimine yönelik atacağı adımlar konusundaki kararlılığını dönemin Mısır Cumhurbaşkanı Hüsnü Mübarek’e bildiriyor. 
  • Hüsnü Mübarek ve Mısır heyeti Türkiye’ye geliyor. Görüşmeden sonra durumun ciddiyetini farkına varan Mübarek Şam’a gidererek, Türkiye’nin tutumunu Hafız Esad’a iletiyor. 
  • Hafız Esad Türkiye kamuoyunu ve siyasi karar alıcıların nabzını tutmak için 150 kişilik tercüman ve uzman ekip kurarak Türkiye’deki gelişmeleri takip ediyor. 
  • Bütün bu gelişmeler ışığında BAAS Partisi Başkanlık Meclisi toplanarak, Öcalan’ın Suriye’den çıkarılması kararı alınıyor ve bu kararı başkan yardımcısı Abdülhalim Haddam Öcalan’a bildiriyor. 9 Ekim günü Öcalan Abdullah Sarıkurt ismi ile Yunanistan’a giriş yapıyor. 
  • 20 Ekim 1998’de Suriye ile Adana Mutabakatı imzalanıyor. 

Bu mutabakata giden süreçte, Türkiye’nin diplomatik ve askeri araçların yanında olası savaş durumunda rejim içindeki Sünni asker, siyasetçi ve bürokratların Esad rejimini devirmeye yönelik girişimleri örtülü olarak desteklediğine yönelik bilgiler de mevcuttur. BAAS Başkanlık Konseyi’nde Öcalan’ın Suriye’den çıkarılması yönünde  alınan kararda bu hususun ciddi anlamda etkili olduğu söylenebilir.  

Türkiye’nin bu başarılı diplomatik ve askeri baskı stratejisinin sonuç vermesinde ABD’nin bölgeye yönelik jeopolitik bakışının etkili olduğunu söylemek mümkün… ABD’nin Irak işgali öncesinde Barzani ve Talabani’yi barıştırarak Kürt jeopolitiğinin merkezi olarak Kuzey Irak’ı seçmesi, rakip diğer aktörlerin tasfiye edilmesini gerekli kılıyordu. Öcalan’ın yakalanmasında ABD desteğini bu şekilde okunabilir. Arap Baharı’ndan sonra bölgede oluşan güç boşluğunu etkili şekilde değerlendiren PKK/PYD, güç belirleyici bir aktör haline gelmeyi başarmıştır. Özellikle Suriye iç savaşında güç kazanan PYD, ABD’nin sahadaki en etkili ortağı olmuştur. Şimdiki konjonktürde Kürt jeopolitiğinde ulus ötesi etkiye sahip iki rakip aktör olan KDP ve PKK, kurdukları küresel ve bölgesel ittifaklar sayesinde Kürt kuşağında belirleyici bir aktör olmaya çalışmaktadır. Adana Mutabakatı vurgusu ile Türkiye, kendi ulusal güvenliği için tehdit oluşturan, PKK ve uzantılarını Rusya ve rejimle koordineli hareket edebileceğini göstererek, ABD’nin yaratmaya çalıştığı Rojova merkezli yeni politik merkeze desteğini kesmesini sağlamaya çalışmaktadır. Bu mutabakat vurgusunun diğer bir yönü ise, Suriye rejiminin Suriye’deki Kürt coğrafyasının Türkiye düşmanlığının ideolojik üssü haline getirme çabalarına karşı ön alma şeklinde de okunabilir. Rusya’nın ise Türkiye’nin olası askeri operasyon seçeneğini PYD üzerinde baskı aracı olarak kullanarak PYD ve rejimin anlaşmasını sağlamaya çalıştığı iddia edilebilir. 

PYD/PKK Dış İlişkiler Sorumlusu Salih Müslim,  bir televizyon kanalına yaptığı açıklamada, Suriye rejimi yetkililerinin kendileri ile ilgili olumlu ifadelerine değer verdiklerini ve Suriye’de merkezi olmayan demokratik bir yönetimi Şam’la paylaşmak istediklerini söyledi.  Müslim, ayrıca çözüm için hazırladıkları yol haritasını Moskova yönetimine teslim ettiklerini, onların da Şam yönetimine sunmak için söz verdiklerini söyleyerek,  yeni Suriye’nin laik ve demokratik olacağını, Suriye’de merkezi bir yönetimin olmayacağını ve ülkenin 2011 öncesine dönmesinin mümkün olmadığını ifade etti. Bu açıklamadan hareketle Rusya’nın,  rejim ve PYD arasında tıkanan diyaloğu, Türkiye’nin namlusunu göstermek suretiyle ikna etmeye çalıştığı şeklinde değerlendirilebilir. Ancak ABD’nin bu uzlaşıya yönelik tutumunun ne olacağı merak konusu. ABD ve Türkiye’nin Kürt kuşağına yönelik politikalarını Şükrü Gülmüş şöyle ele alıyor: “Bana göre Erdoğan,  Güney Kürt Kuşağını kontrol etmek istiyor. Bunu yaparken PKK lider kadrosunda yer alan ve Rusya, İran ve Suriye ekseni içinde yer alan aktörleri etkisizleştirmek istiyor. Ancak başka bir seçenek olarak Barzani üzerinden Kürt kuşağında etkili olmak gibi bir çalışma olduğu da görülüyor. Rojava peşmergelerinin PYD’den boşalacak alanı doldurması ihtimali var. Bu unsurların, CIA’nın Amerika’da eğittiği isimler olması muhtemel… Türkiye, PYD’ den boşalacak alanda bu unsurların etkili olmasına yeşil ışık yakabilir.  Bunu söylememin nedeni şu; 2005 yılında Nasname ekibi olarak Güney’i ziyaret etmiştik. Bu ziyaret sırasında Mesud Barzani’nin üst düzey adamlarından biri bana şöyle bir hususu aktarmıştı: 2005 yılında Barzani, Türk Genel Kurmayı’na Irak’tan ayrılıp Türkiye’ye bağlanalım ama başkentimiz Diyarbakır olsun şeklinde bir teklif götürüyor. Ancak Genel Kurmay bu görüşe sıcak bakmadı. Şimdi gelinen bu tabloda, ABD, ya PKK/ PYD’yı modifiye edip Türkiye ile barıştıracak, ya da Türkiye’nin askeri müdahalesinden doğan boşluğu Türk- Barzani ortaklığı dolduracak. Hangi seçeneğin gerçekleşeceğini zaman gösterecek …” 

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun’un söylediği, “Türkiye Kürtlerin düşmanı değil hamisidir.” sözü, Türkiye’nin Kürt jeopolitiğinde kendi ulusal güvenlik stratejisi doğrultusunda yeniden şekillendirmeye çalıştığını göstermektedir. Bunun nasıl olacağı hususu ise şuan belirsiz; ancak Adana Mutabakatı vurgusu, Türkiye’nin gerektiğinde PKK / PYD’yi, Rusya ve rejimle ortak hareket ederek etkisizleştirmeye veya uysal bir aktör olmasını sağlamaya çalışacağını gösteriyor. Bütün bu adımların amacı Kürt kuşağını arka bahçe haline getirmek ise atılan adımların oldukça zekice olduğunu söylemek gerekir.  

Not: Bu makale ilk olarak Karar Görüşler Sayfasından yayınlanmıştır.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s