H M Önder İsrail Büyükelçisi Na’eh ile görüştü.. OCAKmedya özel röportajı.. –

İsrail ‘in Ankara Büyükelçisi Eitan Na’eh , Hasan Mesut Önder

İsrail’in Ankara’ya geçen yıl sonunda atadığı büyükelçisi Eitan Na’eh ülkemize yabancı bir diplomat değil. Meslek hayatının başlarında (1993-1997) Ankara’da görev yapmıştı. Başbakan Benjamin Netanyahu’ya da yakın bir diplomat Na’eh; 2009 sonrasında Ulusal Güvenlik Konseyi’nde görevliydi .

Son diplomatik görevi ülkesinin Londra Büyükelçiliği müsteşarlığıydı; ancak ondan önce Bakü’da büyükelçi olarak İsrail’i temsil etmişti Eitan Na’eh. İki ülke ilişkilerinin en zayıf noktada bulunduğu bir dönemde Ankara’ya atanan Büyükelçi Eitan Na’eh ile yazarımız Hasan Mesut Önder sitemiz için özel bir röportaj yaptı. Ülkemiz ve bölge açısından önem taşıyan hemen her soru ve cevapları bu röportajda.

Röportajın metnini sunuyoruz:

HMÖ– Kuzey Irak referandumuna İsrail açık destek verdi… İsrail’in bu açık desteği Türk ve İran kamuoyunda hassasiyetler yarattı. Hatta Kuzey Irak’ta ikinci İsrail kuruluyor şeklinde değerlendirmeler var. Eğer İran ve Türkiye eylem düzeyinde Barzani’ye karşı pozisyon alırsa Barzani’nin ayakta kalması zorlaşacak ve bölgede KDP’nin rakibi olan, İran ile yakın ilişkileri bulunan partiler güç kazanacak. Ayrıca Barzani’nin Türkiye üzerinden sattığı petrolün büyük kısmının alıcısı İsrail… Bütün bu veriler ışığında Kuzey Irak referandumunu nasıl değerlendirirsiniz?

EN– İsrail’in referanduma yönelik açık desteği söz konusu değil. Yapılan açıklamada PKK’nin terör örgütü olduğu vurgulandı ve Kürtlerin meşru taleplerini anlaşma yapılması halinde desteklediğimizi söyledik. Buradaki “anlaşma” kelimesi önemli; çünkü Irak merkezi hükümeti ile olan uzlaşının önemli olduğunu düşünüyoruz. Bu koşulda Kürtlerin meşru taleplerini desteklediğimizi vurguladık. Yani referanduma açık bir desteğimiz söz konusu değil… Ancak benim burada üzerinde durmak istediğim husus, referandum sonrasında ikinci İsrail kurulacak sözüdür. Neden ikinci İsrail sözü olumsuz algılanıyor ve bu hakaret anlamında kullanılıyor? Bütün Ortadoğu’ya baktığımızda… Çok az Yahudi Suriye’de yaşıyor. Yahudilerin yaşamadığı yerlerde neden ekonomi gelişmiyor? Bir ülkenin politikalarını beğenmeyebilirsiniz ve eleştirirsiniz, ama bir halka düşman olmak anlaşılır bir şey değildir. Biz iyi bir eğitim sistemine sahibiz, yüksek teknoloji üretiyoruz ve komşularımızla da bu imkânlarımızı paylaşmak istiyoruz. Ortadoğu’da neden Nobel ödülü alan çıkmıyor? Neden sanatta vb. gibi dallarda gelişme yok? Bizim bu bölgede tek bir amacımız var; refah ve güvenlik içinde yaşamak… Diğer Ortadoğu ülkelerinin böyle amaçları olsa, zaten sorun kalmayacak, ama mutlu bir zümre, mutsuz halklara hükmediyor. 1948’den bu yana Filistin-İsrail çatışmasında ölen insan sayısı 30 bin. Ama Irak’a bakın, bir milyon insan öldü. Suriye’ye bakın yüzbinlerce insan öldü. Biz terörü reddediyoruz ve terörle bir yere varılmayacağını düşünüyoruz. Sorunuzun diğer kısmına gelecek olursak, soru çok hipotetik (varsayımsal), bir diplomat olarak hipotetik bir soruyu cevaplamam zor…

Hasan Mesut Önder (HMÖ)- Bazı İsrailli analistler, Ortadoğu’daki jeopolitik karmaşanın temel sebebinin ABD’nin Irak işgali neticesinde bozulan İran-Irak dengesi olduğunu, bazıları ise Ortadoğu’da orta sınıfın yok olması ile birlikte mutsuz insanların sayısının arttığı ve iktidarların bu mutsuz insanların ekonomik, sosyal ve siyasal taleplerini karşılayamadığından dolayı devletlerin çökme noktasına geldiğini ifade ediyor. Sizce Ortadoğu’daki mevcut tabloyu yaratan sebepler nelerdir?

Büyükelçi Eitan Na’eh (EN)– Birine silah doğrulttuğunuzda bir parmağınız dışarıyı, üç parmağınız içeriyi gösterir. Ortadoğu’daki sorunların sebeplerine böyle bakılmalı… İç sebepler analiz edilmeden yapılan analizler eksik kalır. Bölgemizdeki temel problem yönetimlerin halkın taleplerini karşılayacak siyaset üretememesi, orta sınıfın yok olması, işsizlik, ekonomik problemler, İsrail ve Batı tarzı bir demokrasi anlayışının yerleşmemesi bölgedeki mevcut tablonun temel sebepleri olduğunu söylemek mümkün. Birinci dünya savaşı sonrası şekillenen düzenin yarattığı problemler de var. İran meselesine gelecek olursak; 1979 öncesinde İran ile sorunlarımız yoktu, ama 1979 sonrasında İran, İsrail’i düşman olarak görmeye başladı. Elçiliklerimizi kapattı. Dış politikasını İsrail’i yok edeceğiz anlayışı üzerine bina etti. Bu bağlamda İran, nükleer silah geliştirmeye çalışıyor. Ayrıca Hizbullah, Hamas gibi örgütler aracılığı ile bizi hedef alıyor. Ancak biz kendimizi savunacak güçteyiz. Holokost’u yaşamış bir millet olarak bir daha asla aynı şeyleri yaşamayacağız ve kendimizi savunmak için ne gerekiyorsa yapacağız. İran’ın hegomonik tutkuları bölgedeki istikrarsızlığın sebeplerinden biridir. İran’ın etkili olduğu bölgelere bakın; Yemen, Irak, Suriye buralara bakın. Buralarda barış veya istikrar görebiliyor musunuz? Bizim İran gibi bölgeyi domine etmek gibi planlarımız yok, tek önceliğimiz kendi güvenliğimizi ve halkımızın refah içinde yaşamasını sağlamak… Devrim öncesinde İran, kültürel ve insan kaynağı olarak çok zengindi. 1974-1975 yıllarında İran zengin bir ülkeydi. Bizim İran toplumu ile hiçbir derdimiz yok. Ama bizi yok etme hedefleri doğrultusunda örgütleri devreye soktuklarında kendimizi koruruz. ABD Başkanının söylediği gibi, İran terörü finanse eden, terör destekçisi bir ülkedir… Ve kendi içindeki sorunları dışarıdaki uluslardan nefret etmelerine yol açmamalı ve onları yok etmek gibi bir hedef edinmemelidirler.

Bizim dış politika perspektifimiz, Atatürk’ün dediği gibi, “Yurtta Sulh Cihanda Sulh”… Biz güvenlik ve refah içinde bütün komşularımızla iyi ilişkiler kurmak ve geliştirmek istiyoruz.

HMÖ– Obama yönetimi ile İran arasında varılan nükleer mutabakat neticesinde kaldırılan yaptırımların Ruhani yönetiminin elini güçlendirdiğine ve İran devlet sistemi içinde Ruhani’ye açılan alanın rejimin demokratik dönüşümü için fırsat olabileceğine yönelik değerlendirmeler yapılmıştı. Usame Bin Ladin’in öldürülme sürecini yöneten Ayetullah Mike olarak bilinen Michael D’Andrea’ın İran masasına atanması, Trump yönetiminin İran’a yönelik içerden müdahaleci bir strateji izleyeceğini gösteriyor. Bazı analistler, Trump yönetiminin İran’a yönelik baskısının Ruhani karşıtı devrim muhafızlarının gücünü pekiştireceğini, Ruhani’nin sistem içindeki gücünün kırılacağını ve rejimin demokratik dönüşüm şansının ortadan kalkabileceğini söylüyor. Sizce İsrail, askeri olarak yayılıp bölgeyi domine etmek isteyen Hamaney ve devrim muhafızlarının temsil ettiği İran’ı mı, yoksa yumuşak güç unsurlarını kullanıp cazibe merkezi haline gelmeye çalışan Ruhani’nin temsil ettiği İran’ı mı tercih eder?

EN- İran gönüllü olarak nükleer çalışmalarını ne zaman durdurdu biliyor musunuz? 2003 yılında Amerika’nın Irak müdahalesinde, işgal edilme korkusu ile çalışmalarını gönüllü olarak durdurdu; bu zaman dilimi dışında İran nükleer çalışmalarını sürekli olarak sürdürdü. Hamaney ile Ruhani arasındaki rekabeti biz de gözlemliyoruz, ama biz daha çok ne yaptıklarına ve sonuçlara bakıyoruz. Ruhani’nin iktidar alanı kısıtlı… Ama sonuçlara baktığımızda, İran bizim için bir varoluşsal tehdit. Neden uzun menzilli füzeler geliştiriyorlar? Neden nükleer silah geliştirmeye çalışıyorlar? Bizim için önemli olan içerideki söylem farkı veya birinin daha makul olduğu değil, toplamda sonucun ne olduğudur. Irak’ta, Yemen’de, Suriye’de Devrim Muhafızlarının ve Kasım Süleymani’nin faaliyetleri apaçık belli değil mi? Ünlü Arap Şairi Halil Cibran’ın güzel bir sözü vardır. Kurbağalar çok ses çıkarır, ama köstebekler işini sessizce yürütür.

HMÖ– Suriye sahasında çatışan aktörlerden hangisi sizin için daha tercih edilebilir seçenek? İran-Şam-Hizbullah ekseni mi, IŞİD ve radikal dinci örgütler mi, Müslüman Kardeşler gibi demokratik yollardan iktidara gelmeyi hedefleyen partiler mi, yoksa hepsinin birbiri ile rekabet ettiği çözümsüzlük ortamı mı? Örneğin, eski Savunma Bakanı Moşe Yaalon “IŞİD ve İran arasında tercih yapmak zorunda kalsam İŞİD’i tercih ederim” demişti; bu konudaki değerlendirmeniz nedir? EN- Bu soru ile bana bu aktörlerden hangisinin sizi öldürmesini tercih edersiniz diye soruyorsunuz sanırım. Suriye meselesi ile ilgili İsrail’de farklı görüşler var. Kendi iç işleridir biz karışmayalım diyenler de var; demokratik, çoğulcu bir Suriye görmek isteyenler de var. Birçok görüş var. Hepsi bir temenniden ibaret bu görüşler… Ama bizim Suriye’de kırmızı çizgilerimiz var. Hizbullah ve Hamas’a gönderilen silahlar bizim kırmızı çizgimizdir. Ama burada saydığınız aktörler içerisinde IŞİD ve Hamas bizim açımızdan taktik tehditler, İran ise bizim için varoluşsal tehdittir. Bu örgütler bize yumruk atabilir, ancak İran bizi kanatabilir. Biz Suriye’deki aktörleri bu şekilde ayırıyoruz. Hangi aktörün bizim için daha tehlikeli olduğuna bakarak değerlendiriyoruz. Moşe Yaalon’un vurguladığı hususu bu şekilde değerlendirmek lazım. Yoksa saydığınız aktörlerin hepsi bizim için tehdittir. Suriye iç savaşında yaralanan yüzlerce sivil vatandaşın İsrail hastanelerinde tedavi edilmelerini sağlıyoruz, insani yardım konusunda da destek veriyoruz. İsrailli Arap ve Yahudi doktorlarımız iç savaşta yaralanan sivilleri tedavi ediyor.

HMÖ– İsrail devletini nasıl tanımlıyorsunuz, demokratik Yahudi devleti mi yoksa etnik ve dinsel farklılıkları içinde barındıran çoğulcu bir devlet mi? Eğer iki devletli çözüm geliştirilmezse, gelecekte Arap nüfusunun Yahudi nüfusunu geçerek İsrail’in Yahudi devleti olma vasfını yitireceği şeklinde değerlendirmeler var. Yok, eğer İsrail, farklıkları içinde barındıran demokratik bir devlet ise mevcut Filistin-İsrail çözümsüzlük ortamını nasıl açıklarsınız?

EN– Bu soruyu İsrail’i temsil eden bir diplomat olarak değil bir İsrail vatandaşı olarak cevaplamak istiyorum. Filistin – İsrail meselesi ile ilgili İsrail’de sağ ve sol siyasette birçok görüş var. İki devletli çözüme İsrail siyasetinde aşırı uçlar haricinde olumlu yaklaşılıyor. Ama barışa nasıl gidileceği çok önemli! Barış için iki tarafın da iyi niyetli yaklaşması ve anlaşmanın sadece kâğıt üzerinde kalmaması gerekir. İsrail ve Filistin arasında sağlanamayan barışta, İsrail’i suçlayanlar var, ama unutmayın ki tango iki kişiliktir. Sizi tanımayan ve size düşmanlık yapanlarla masaya oturmak zordur. İsrail’in büyük çoğunluğu barış, güvenlik ve ekonomik refah için iki devletli çözümü destekliyor. Çevremizde çok dostça davranan komşularımız olmadığı için bunu sağlayamıyoruz. İsrail devletinin yapısı ile ilgili sorunuza gelecek olursak, evet, İsrail demokratik, çoğulcu ve gururla söylüyorum Yahudi devletidir. İsrail’in Yahudilerin anavatanı olması diğer etnik ve dinsel farklılıkların İsrail’de yaşayamayacağı anlamına gelmez. Ancak İsrail’de yaşayanlar yasalarına saygı göstermek zorundadır. Nasıl ki Türkiye’de yaşayan Yahudiler Türk yasalarına saygılı davranıp vatandaşlık yükümlülüklerini yerine getiriyorsa, İsrail’de yaşayan Araplar da İsrail yasalarına saygı duymak zorundadır. Eğer Arap milliyetçiliği yapacaklarsa Filistin’de yaşamalarını öneririm.

HMÖ– Türkiye’nin, İsrail’in NATO’da gözlemci olması ile ilgili vetosunu kaldırdığı biliniyor. Bu alınan pozisyonun Türkiye ve İsrail arasındaki güvenlik ilişkilerine etkisi ne olur?

EN– İsrail NATO’ya önem veriyor. İsrail, asimetrik tehditler ve terör konusunda NATO’ya katkı sunabilir. Zaten, NATO ve İsrail arasında heyetler çeşitli konularda bilgi alışverişi yapıyor. Türkiye’nin vetoyu kaldırmasını ilişkilerin normalleşmesi sürecinin bir parçası olarak görüyoruz. HMÖ- Türkiye ve ABD arasında yaşanan vize krizi ile ilgili değerlendirmeniz nelerdir? EN- Bu iki ülke arasındaki bir problem, taraflar arasında yürütülen bir süreç hakkında bir yorum yapmam doğru olmaz.

HMÖ- Son olarak, 15 Temmuz darbe girişimini İsrail nasıl görüyor? İngiltere’nin Ankara Büyükelçisi Richard Moore; darbe girişiminin arkasında FETÖ örgütü olduğunu; ancak bu organizasyonu terör örgütü olarak görmediklerini söyledi. Sizin bu konu hakkındaki değerlendirmeniz nedir?

EN- 15 Temmuz darbe girişimi olduğunda ben Londra’daydım. Gelişmeleri televizyondan izledim. Öncellikle şunu söylemeliyim, bu hain bir darbe girişimidir. Biz hukukun üstünlüğünü ve demokrasiyi destekliyoruz. Hükümet değişikliğinin meşru seçimlerle yapılması gerektiğini düşünüyoruz. Bizim o dönem burada büyükelçimiz olmadığı için süreci net takip edemedik. Bu darbenin faillerin kim olduğu noktasında bilgi kanallarımız olmadığı için net bir şey söyleyemem. Biz de süreci herkes gibi basından takip ediyoruz. Mahkemelerdeki sonuçları bekleyip hep birlikte göreceğiz faillerin kim olduğu konusunu… İngiliz Büyükelçisi Sn. Moore’nin söylediklerini takdirle karşılıyorum. Elimde bir kanıt olmadığı için kesin bir yorum yapamam. Bu bir darbe girişimidir ve biz bunu devlet olarak darbeden hemen sonra 17 Temmuz’da açıkladık.

NOT: Bu röportaj ilk olarak Ocak Medya’da yayınlanmıştır.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s