CIA Ajanı’nın “Tanıdığı” Meşhur Türk Siyasetçi

Mehmet Eymür

İstihbarat servisleri, bir ülkenin karar vericilerini karşılaşması muhtemel sorunlara karşı uyarmak ve stratejik sürprizleri bertaraf etmek için vardır. Bundan dolayı güncel istihbari konular genellikle kamuoyu ile paylaşılmaz iken, güncelliğini yitirmiş bilgilerin kamuoyunun bilinçlenmesi, ülkenin karar vericilerinin aynı hatalara düşmemesi için toplumla paylaşılması gerekmektedir. Mehmet Eymür’ün son kitabı “Deşifre” hem ülkemizin karar vericilerine hem de Türk toplumu için öğüt niteliğinde bir kitap… Kitapta, birçok casusluk hikayesi yer alıyor. Ülkemizde ve yabancı ülkelerde yaşanan birçok casusluk hikayesi, neden sonuç ilişkileri ele alınarak anlatılıyor. Casusluk, dünyanın en eski mesleği olmasına rağmen, bir kişiyi ülkesine ihanete iten kişisel ve siyasi nedenler hemen hemen aynıdır. Bu nedenleri doğru bir biçimde anlamadan, ihanete mani olabilmek mümkün değildir.  Kitapta da ayrıntılı bir şekilde işlenen Kim Philby vakasında görülebileceği gibi ülkesinin siyasi ve ekonomik yönelimlerini beğenmeyen bir üniversite öğrencisi,  komünizme inanmış, yıllar sonra İngiliz istihbaratında önemli görevlere gelerek, ülkesine karşı amansızca mücadele etmiştir. Phiby’e ülkesine ve çevresine vermiş olduğu zarar sorulduğunda şu ilginç cevabı verir: “Ben sızma ajanıyım ve en başından beri aynı yerde duruyorum. Ben kişisel düzeyde ve siyasi düzeyde yaşadım ve siyasi düzeydeki yaşamım kişisel düzeyin her zaman önünde olmuştur.” Bu sözler bir casusun psikolojik yapısını göstermesi bakımından önemlidir. Çünkü attığı her adımın bir psikolojik gerekçesi vardır ve bu profilde bir casusun çözülmesi zordur.  Philby, ayrıca yaptığı faaliyetleri para için değil inançları için yaptığını ifade etmiştir. Para gibi bir motivasyonla devşirilen bir kaynaktan verimli bir şekilde istifade etmek kolay değildir. Kendisi ile yapılan röportajlarda bunu birçok kez vurgulamıştır. Türkiye’deki FETÖ yapılanmasında kullanılan dini motif, casusluk için inancın ne kadar önemli bir faktör olduğunu göstermektedir.

Kitabın diğer önemli casusluk hikayesi ise Sebahattin Savaşman’ın yakalanmasıdır. Kitapta, Savaşman’ın nasıl yakalandığının ayrıntıları, aksiyon filmlerini aratmayacak şekilde işleniyor. Ancak bu operasyonda okuyucuya geçen en önemli husus ise, Türk istihbaratının gözü karardığında, ABD başta olmak üzere her ülkeye dokunacak kararlılığı göstermesidir. Son dönemde Fuat Doğu’nun söylediği iddia edilen; “Ben MİT müsteşarlığı yapmadım, CIA’nın şube müdürlüğünü yaptım. Bir CIA yetkilisi gelse, beni Sinop’a götür dese onu oraya götürmekle memurum.” şeklindeki sözünün pratikte geçerli olmadığı, Savaşaman’a yapılan operasyon kanıtlamaktadır. Çünkü bu operasyonu yapan isimlerin birçoğu Fuat Doğu’nun öğrencileridir. Güvenlik uzmanı Serkan Yıldız’ın istihbarat servisleri ile ilgili değerlendirmesinde şu önemli noktayı vurgulamıştır: “İstihbarat teşkilatlarının karakterleri vardır. Bu karakterler o teşkilatların bulunduğu ülke insanın karakterine çok yakındır. MİT; Heyecanlıdır, göğsünün içinde bir avuç kömür közü varmış gibi hareket eder. Zaman zaman panikler ve en beklenmedik anlarda en beklenmedik başarılara imza atarken en sıradan operasyonlarda kötü sonuçlar alabilir. Evet, aynı siz veya üst kat komşunuz, hatta şuan kapınızın önünde kavga eden iki Türk gibi.” Bu sözden anlaşılacağı gibi istihbarat servislerin toplumunun aynasıdır. Yani dönemin siyasetçilerinin, işadamlarının, entelektüellerinin ABD ile ne kadar yakın ilişkileri varsa, Türk istihbaratının da o kadar yakın ilişkisi olduğu söylenebilir. Bir sözü bağlamından koparıp kullanmak bambaşka sonuçlar doğurur.

 Kitabın son bölümünde CIA’nın ünlü casusu Duane Clarridge (Duan Clarridge, dünyada “false flag” operasyonları ile sol siyaseti bölen bir isim olarak tanınmaktadır) ve Mehmet Eymür arasında geçen bir diyalog, Türk siyasetinde her dönem dikkat çekmiş bir siyasi figür olan Doğu Perinçek ile ilgili önemli bir ayrıntıyı vurgulamaktadır. Eymür, Clarridege’ye, Doğu Perinçek’i tanıyıp tanımadığını sorar. Clarridge ise  “Onu  herkes tanıyor, tanımayan mı var ? Nasıl ve ne kadar tanıdığımı merak ediyorsan bana sorma. Sen istihbaratçısın kendin değerlendir.” şeklinde cevap verir. Clarridge’nin Türkiye’de kimleri ne kadar ve nasıl tanıdığı bilinmez ama Türkiye’de görev yaptığı dönem ile ilgili ayrıntılar ortaya çıkarsa kamuoyu bazı gerçekleri daha net bir şekilde anlayacaktır.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s